A L A N Y A


Yüzölçümü: 1.582 km²

Nüfus: 291.643 (2015)


Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları,
kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir.


Alanya Antalya iline bağlı bir ilçe olup bir merkez, 16 belde ve 69 köyü bulunmaktadır. Gelenleri ilk karşılayan, Alanya Yarımadası’nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesidir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule görülmeye değerdir. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Alanya, Akdeniz’in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir.

webalanya1

Exif_JPEG_422

Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir. Limanı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı butikler yer alır.


Eğer mağaraları keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası’nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası. Alanya’nın 15 km. doğusunda yer alan Dim çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Antalya doğudan batıya yüksek dağlarla çevrilidir. Toros Dağlarında Kış Sporları (Saklıkent) Beydağlarında Jeep Safari – Trekking- Mountaining yapılır. Yaklaşık 10 dağ 2500 metreden ve iki dağ 3000 metreden yüksektir.

webalanya3

webalanya7

AVSALLAR: Alanya’ya 24 km. Antalya’ya 110 km. mesafede dir. Beldenin sınırları içindeki toplam 5 km’lik sahil güzergahının bulunması İncekum mevkiinin Belde Mekezi içinde olmasından dolayı, turizm yönüyle çok büyük potansiyele sahiptir. Burada bulunan pek çok büyük otel kompleksi bölgenin gelişimine katkıda bulunmuştur ve çevrede pek çok dükkân ve restoran bulunur. İlin tüm sahil kesiminde olduğu gibi Avsallar’da da tipik Akdeniz Bölgesi iklim özelliklerine sahiptir.


Ana sahil yolu Avsallar’ ın içinden geçmektedir ve Alanya ile havaalanının bulunduğu Antalya’ya ulaşım oldukça kolaydır. Alara nehri Avsallar’ın içinden geçer ve nehrin kıyısında Türkiye’nin en iyi korunmuş kervansaraylarından biri olan ve tarihi 13. yüzyıla dayanan Alarahan yer alır. Yerli ve yabancı turistlerin özel mülkiyet sahibi olarak yerleşmeleri ve dinlenme yeri çalışma alanı olarak yaşayanların bulunması ile Belde Merkezi değişik dil, din, ırk, kültürde insanların yaşadığı yerleşim birimi konumundadır.

webalanya6

webalanya8

DEMİRTAŞ: Alanya ilçesine bağlı belediye, Alanya’ya 30 km. mesafede dir. Demirtaş farklı yerel atmosferi olan bir bölümdür. Turistlerle dolu büyük otelleri yoktur ama onun yerine huzur ve sessizliğin tadını kolayca çıkarabileceğiniz güzel bir sahili vardır. Yerli halkın çiftçilik yaparak toprağı işlediği Demirtaş’ ın çok güzel doğal bir görünümü vardır.


KARGICAK: Alanya ilçesine bağlı belediye, Alanya’ya 25 km. mesafede dir. Toros Dağlarının Akdeniz sahiliyle birleştiği noktada bulunan Kargıcak Beldesi, tipik Akdeniz bitki örtüsü ve iklim özelliklerini taşır. Kargıcak”ta rengi maviden turkuvaza dönüşen Akdeniz’den hemen sonra Batı Toroslar yükselir…Zirvelerinde bol su kaynaklarının bulunduğu Toroslar, Kargıcak halkı için özellikle yaz aylarında çok büyük önem taşımaktadır. Çam ve sedir ormanlarıyla, zirvelerden kopup gelen akarsularıyla, vadileriyle bambaşka bir dünya yaratır Toroslar.

Ağustos ayında 40 derece sıcaklıkta masmavi Akdeniz sularında yüzerken, Toroslara doğru yarım saatlik yolculuk sonrası yaylalarda kar suları içilir. Her mevsim yemyeliş olan muz ağaçları beldeyi sararken, rengarenk çiçekler yol kenarlarını süsler. Kargıcak büyüleyicidir, gizemlidir, keşfedilmemiştir. Ve güneş, hayattır. Burada yeni doğan günle her gün yeniden doğarsınız.

webalanya10

webalanya11

Kargıcak hem maviyi hem de yeşili bir arada barındırır. Uzun kumsalı, eşsiz koyları ve gökyüzü ile mavinin her tonunu bulabileceğiniz beldemizde, yaylaları ve gerek şehir içi gereksede şehir dışı alanlarıyla yeşilin her tonunu barındırır. Alanya bölgesindeki oteller içinde her dönem doluluk oranı en yüksek olan oteller Kargıcak’ta bulunmaktadır. Alman, Hollandalı ve yerli turistler en çok gelen turistlerdir. Kargıcak, turizmde geç fark edilen bir yer olması nedeniyle bozulmamış doğası, masmavi denizi, kıyı boyunca ilerleyen sahili, tarihi mekanları ve doğa turizmi, yayla turizmi gibi henüz kullanılmayan potansiyeli ile yakın gelecekte çok yönlü bir turizm merkezi olacaktır.


KESTEL: Alanya ilçesine bağlı belde, Alanya’ya 7 km. mesafede dir. Sakin ortamıyla Kestel huzurlu ve sessiz bir şekilde yaşamak isteyenler için çok uygundur. Güzel doğası sizde köyde yaşıyormuşsunuz hissi uyandırsa da aslında şehirden çok da uzak değilsinizdir.

webalanya12

webalanya13

Bölge bir çok güzel yerlere oldukça yakın mesafededir ve Dim vadisi ve nehri yaklaşık onbeş dakika mesafededir. Kestel yerel yaşamı, sessiz doğası ve şiirsel manzarası ile oldukça dikkat çekicidir.


KONAKLI: Alanya ilçesine bağlı belde, Alanya’ya 12 km mesafede yaklaşık 10 km. sahil şeridi bulunan ve 25.000 civarında turistik yatağı olan büyük bir turizm beldesidir. Akdeniz kıyısında pek çok doğal güzelliğin arasındadır. Bölgede pek çok büyük otel kompleksi bulunmasına rağmen çevredeki çok sayıda çiftliklere bağlı olarak güzel bir köy havası vardır.

webalanya14

webalanya15

Belde de çalışma alanları olarak; otel ve tatil köylerinin bulunduğu alanlar, tarım alanları, ticari üniteler, tamir bakım atölyeleri vb. sayılabilir.


MAHMUTLAR: Alanya ilçesine bağlı Mahmutlar Beldesi, Alanya`ya 8 km. mesafede bulunmaktadır. Akdeniz`e 4.5 km. kesintisiz sahili ile de dikkatleri çeken Mahmutlar Beldesi, 1974 yılında belediye olmuştur. Turizme bağlı olarak hizmet veren bir çok iş sektörü, belde için önemli ekonomik girdi sağlamaktadır. Son yıllarda, yabancı uyruklu vatandaşlar için, ikinci bir yerleşim merkezi olması dolayısı ile, yurt içinde ve yurt dışında beldedeki gelişmeler dikkat çekmektedir.

webalanya16

webalanya17

Bir tarım beldesi olan Mahmutlarda halkın büyük çoğunluğu geçimini tarımdan sağlar. Beldede tarıma elverişli geniş arazilerin bulunması ve beldenin Akdeniz iklimine sahip olması birçok sebze ve meyvelerin yetiştirilmesine olanak sağlamaktadır. Özellikle muz, sebze ve narenciye üretiminin yanı sıra tropikal meyvelerinde yetiştirildiği beldede, tarımcılık yoğun olarak örtü altı tarım (seracılık) şeklinde yapılmaktadır. Yurt içinde ve yurt dışında dikkat çeken belde, son yıllarda kaliteli konutların da etkisiyle yabancı uyrukluların ikinci yerleşim merkezi haline gelmiştir.


OBA: Alanya ilçesine bağlı belde, Alanya’ya 3,5 km. mesafede dir. Akdeniz ikliminin sunduğu imkanlarla adeta cennet haline gelen Oba’nın bir tarafı Akdeniz, diğer tarafı da Toros dağlarıyla çevrilmiştir. Oba Alanya’nın cezbedici bölgelerinden biridir. Geniş kaldırımlardan, küçük meydanlardan ve pek çok park alanından anlaşıldığı gibi bu bölgenin tasarımına çok önem verilmiştir.

webalanya18

webalanya19

Güzel ve huzur verici bir çevre bu bölgenin karakteristiğidir. Turizm potansiyeli oldukça yüksek olan beldenin Göl bölgesinde standartların çok daha fazlasına sahip güzide turistik tesisler mevcuttur.


TOSMUR: Alanya ilçesine 4 km. uzaklıkta olup, merkezle içiçe bir konumdadır. Belde bir sahil hattı kasabası olup, doğu sınırı Dim Çayı, güney sınırı Akdeniz, batı ve kuzey sınırı ise Oba Beldesi ile çevrilidir. Yerleşim alanı ise sahil bandında ağırlık kazanmaktadır. Beldede 3, 4 ve 5 yıldızlı olmak üzere 20’nin üzerinde turistik otel bulunmaktadır.

webalanya22

webalanya23

Tosmur kumsalının ve denizinin temizliğiyle de büyük beğeni ve takdir toplamaktadır Beldenin genel görünümünde çam ağaçlarıyla çevrili tepeler ve ekim alanlarında bulunan muz, portakal, limon, mandalina, greyfurt, erik, incir vs… dikkat çeker. Beldede bulunan Dim Çayı da Tosmur’a ayrı bir güzellik katmaktadır.


webalanya41

TARİHİ YERLER


ALANYA KALESİ: Surlarının uzunluğu 6.5 kilometreyi bulan Alanya Kalesi, denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerindedir… Kandeleri adıyla da bilinen Alanya yarımadasındaki yerleşim, Helenistik döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. Kale, 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Kalenin 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 400’e yakın sarnıç yapılmıştır. Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılmaktadır. Surlar, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu’nu inerek Tophane ve Tersane’yi geçip Kızılkule’de son bulacak şekilde inşa edilmiştir. Yarımadanın zirvesinde açık alan müzesi olarak değerlendirilen içkale bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat sarayını burada yaptırmıştır… Kalede yerleşim günümüzde de sürmektedir. Ahşap ve kagir tarihi evlerin önünde tahta tezgahlarda ipek ve pamuklu dokuma yapılmakta, değişik figürlerde su kabakları boyanmakta, küçük bahçelerde otantik yemek servisi verilmektedir. Ayrıca kaleye çıkan yol üzerinde ve limana egemen yamaçlarında restoran ve kafeteryalar vardır. Kale taşıt trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir.

webalanya24

webalanya25

KIZILKULE: Limandadır. Kentin sembolü olan sekizgen planlı yapı 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Sinop Kalesi’ni yapan Halepli yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani’ye yaptırılmıştır. İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar görülmektedir. Sekizgen planlı ve her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde olan kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil beş kat vardır. Kulenin üstüne yüksek aralıklı ve 85 basamaklı taş merdivenle çıkılır. Kulenin tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunur. Kule denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapılmış ve yüzyıllar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır. 1950’li yıllarda onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı Etnoğrafya Müzesi’ne dönüştürülmüştür.


TERSANE: Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kenti almasından altı yıl sonra Kızılkule’nin yakınında 1227’de yapımına başlanmış ve bir yılda bitirilmiştir. Kemerli beş gözden oluşan tersanenin denize bakan cephesi 56.5 metre, derinliği 44 metredir. Tersane için seçilen yer, gün ışığından en fazla yararlanılacak şekilde planlanmıştır. Tersanenin giriş kapısındaki yazıt, Sultan Keykubat’ın armasını taşır ve rozetlerle süslüdür. Alanya Tersanesi, Selçukluların Akdeniz’deki ilk tersanesidir. Daha önce Karadeniz’de Sinop Tersanesini yaptıran Alaaddin Keykubat, Alanya Tersanesi ile “iki denizin sultanı” unvanını almıştır. Tersanenin bir yanında mescit öteki yanında muhafız odası bulunur. Gözlerden birinde de zaman içinde körlenmiş bir kuyu vardır. Denizden teknelerle ya da Kızılkule’nin yanındaki surlardan yürüyerek ulaşılan Tersane’ye giriş ücretsizdir.

TOPHANE: Tersane’nin bitişiğinde denizden 10 metre yüksekliğinde bir kayaya tersaneyi korumak amacıyla yapılan Tophane vardır. 1227 yılında kesme taştan inşa edilen üç katlı ve dikdörtgen planlı yapıda aynı zamanda savaş gemileri için top döküldüğü bilinmektedir. Tersane ve Tophane’nin Kültür Bakanlığı ve Alanya Belediyesi tarafından bir Denizcilik Müzesi’ne dönüştürülmesi için çalışmalar sürmektedir.

webalanya26

webalanya27

EHMEDEK: Kale’nin kuzey yamacında Bizans döneminden kalan küçük kalenin yerine Selçuklu döneminde “orta kale” olarak yeniden inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Adını, Selçuklu döneminin inşaat ustası “Ehmedek”ten aldığı sanılmaktadır. Üçer kuleli iki bölümünden oluşan orta kale, kara saldırılarına karşı stratejik bir yerde ve aynı zamanda sultanın sarayının bulunduğu iç kaleyi de koruyacak konumdadır. Kulelerin günümüze kadar gelen duvarları Bizans döneminde kayalardan yontularak yapılmıştır. Orta kalenin içindeki üç sarnıç günümüzde de kullanılmaktadır. Kale duvarlarında Selçuklu döneminden kalma gemi resimleri vardır.


SÜLEYMANİYE CAMİSİ : Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından kentin yeniden düzenlenmesi sırasında 1231 yılında kalenin zirve kısmında, İçkale’nin hemen dışında yaptırılmıştır. Ancak sonraki yıllarda cami yıkılmış ve 16. yüzyılda Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek minareli cami, Alaaddin, Kale ya da Süleymaniye adıyla anılır. Yapı moloz taştan ve kare planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Kubbenin askılık görevi üstlenen kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küp yerleştirilmiştir. İbadet sırasında bu özellik ortaya çıkmaktadır. Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür. Kapı ve pencere kapakları Osmanlı döneminin ahşap oyma işçiliğinin güzel bir örneğidir.


BEDESTEN: Kale içinde, Süleymaniye Camisi yakınındadır. 14. ya da 15. yüzyılda Karamanoğulları döneminde çarşı veya han olarak yapıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır… 26 odası vardır ve 13 metre genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir avluya sahiptir. Tarihi bina günümüzde otel, restoran ve kafeterya olarak kullanılmaktadır… Avluya açılan orta çağ dükkanları, otel odası olarak düzenlenmiştir. Bahçe kısmında, merdivenle inilen büyük bir sarnıç vardır. Bahçenin manzarası, bir yanıyla yukarıdaki kale surlarına, aşağıdaki Akdeniz’e ve kumsala bir yanıyla da Toros dağlarına hakimdir. Bedesten, işletmecisinden izin alınarak gezilebilir

webalanya28

DARPHANE: Yarımadanın ucunda, uzunluğu 400 metreyi bulan sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerindeki yapılardır. Halk arasında “darphane” olarak anılmasına karşın kesme taştan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu değildir. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan biri küçük bir kilisedir, diğerlerinin ise manastır olarak kullanılma olasılığı yüksektir. Küçük kilisenin kubbesi ayakta durmaktadır. Kayaların üstünde bir de sarnıç vardır. Cilvarda burnundaki yapılar topluluğuna İç Kale’den kayalara oyulmuş basamaklarla bir yol bulunmasına karşın yol günümüzde kullanılamaz durumdadır. Denizden çıkış ise zor ve tehlikelidir. Gerek İç Kale’den seyredildiğinde gerekse denizden teknelerle burnu dönerken, etkileyici bir görüntüsü vardır.


ANDIZLI CAMİ: Tophane Mahallesi’ndedir. Adını hemen yanındaki andız ağacından alan cami 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılmıştır. Emir Bedrüddin Camisi de denir. Selçuklu döneminin özgün mimari özelliklerini taşır. Kesme taştandır, yüksek olmayan bir minaresi vardır. Minberi, Selçuklu tahta oymacılık sanatının en güzel örneklerinden birini yansıtır. Camiye, Kızılkule’nin yanından aşağı kapı yoluyla gidilir.

SİTTİ ZEYNEP TÜRBESİ: Kale’ye çıkan yol üzerinde, büyük bir kayanın üzerindedir. Selçuklu ya da Osmanlı döneminden kaldığı tahmin edilmektedir. Yapı, kare planlı ve kubbeli iki odadan ibarettir. Odalardan birinde uzunca bir sanduka vardır; diğer oda boştur. Evliya Çelebi, binanın Bektaşi tekkesi olduğunu yazar. Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı vakıf defterlerinde türbeye ait vakfın adı “Sitti Zeynep bin’t Zeynülabidin” olarak geçmektedir. Türbede mezarı bulunan kişinin bir eren olduğu sanılmaktadır. Türbenin bulunduğu kayanın içine antik çağda ikişer metre uzunluğunda üç lahit oyulmuştur. Antik mezarlar, bir dönem su deposu olarak kullanılmıştır.

HIDRELLEZ KİLİSESİ: Alanya merkezine 10 kilometre uzakta Hacı Mehmetli Köyü sınırları içinde Hıdır İlyas mevkiindedir. Akdeniz’e gören bir yamaç üzerine 19. yüzyıl başında kurulduğu sanılan kilise, günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler tarafından ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı kagir, duvarları taş ve küçük bir apsisi olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin içinde ahşap süslemeli bir ara kat vardır. Duvarlardaki freskolar bozulmuştur. Kilisenin 1873 yılında onarım gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır. Alanya Müzesi’nde sergilenen kitabe, Grek abecesi ile Türkçe (Karamanlıca) yazılmıştır. Kilise, Alanya’da yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodoksların 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan’a gitmeleriyle kapanmıştır. Yanında su kaynağı bulunan Hıdrellez Kilisesi’nin bir adı da Agios Georgios Kilisesi’dir. Kilisenin benzerlerine Antalya Kaleiçi’nde de rastlanmaktadır. Ören yerine giriş ücretsizdir.

ŞARAPSA HANI: Alanya’nın 13 kilometre batısında şehirlerarası karayolu üzerinde 13. yüzyıldan kalma bir yapıdır. 1236-1246 yılları arasında Selçuklu Sultanı olan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından tarihi ipek yolu üzerinde kervansaray olarak yaptırılmıştır. Bir dönüme yakın araziye inşa edilen yapının duvarları iri kesme taşlarla örülüdür. Orta çağın önemli konaklama merkezlerinden bir olan kervansaray günümüzde eğlence merkezi olarak kullanılmaktadır.


ALARA KALESİ: Alara Kalesi, Alanya’nın 37 kilometre batısında, denizden 9 kilometre içeride Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır. İpekyolu üzerindeki kalenin işlevi, Alara Çayı kenarındaki handa mola veren kervanların güvenliğini sağlamaktır. Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban otları ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir. Kalenin içinde kayalar oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale görevlilerinin odaları, cami ve hamam vardır. Surları ve patikaları izleyerek Alara Kalesi’nin zirvesine çıkmak isteyenlerin en az bir saatlik tırmanışı göze almaları ve buna göre donanımlı olmaları gerekir. Zirvedeki manzara ise yorgunluğa değecektir.

webalanya29

ALARAHAN: Alara Kalesi’ne 800 metre uzakta bir düzlükte ve Alara Çayı kıyısındadır. Tümüyle kesme iri taşlarla 2 bin metrekare üzerine kervansaray olarak inşa edilmiştir. 1231 yılında yapılan han birkaç yıl önce onarılmış ve bugün restoran ve alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır. Kervansarayın nöbetçi kulübesi günümüzde de özelliğini korumaktadır. Kervansarayın ikinci kapısı, yolcuların kalacağı mekanlara açılır. Uzun bir koridorun iki yanında odacıklar bulunur. Kervansarayın içinde çeşme, mescit ve hamam vardır. Yapının onarımı sırasında ortaya çıkan taş ustaların imzaları da dikkat çekicidir. Alaaddin Keykubat, Alanya’daki kitabelerde kendisini “Kara ve iki denizin sultanı, Arap ve Acem ülkesinin sahibi” olarak nitelerken, Alarahan’daki kitabesinde “Rum, Şam, Ermeni ve Frenk memleketlerinin fatihi” ünvanını da almıştır. Alarahan’a giriş ücretlidir. Handaki restoranın yanı sıra Alara Çayı’nın kenarındaki küçük kır lokantalarında da yemek yenilebilir ve servis yapılıncaya kadar çayda yüzülebilir.

KARGI HAN: Alanya’nın batısında, Kargı çayının kuzeyindedir. Hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı hakkında bilgi yoktur. 46 metre eninde, 50 metre boyunda taş yapıdır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Akdeniz ile İç Anadolu’yu bağlayan yol üzerinde, Kesikbel mevkiinde kervansaray olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Odalarının hepsinin tavanında hava bacaları bulunmaktadır ve odalar orta avlunun etrafında sıralanmıştır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit hayvan yemlikleri bulunur. Yapı harap durumdadır.


ALANYA TARİHİ ÖZETİ


Alanya’nın tarihi, karanlık çağlara kadar uzanmaktadır. İlçe merkezinin Kuzeydoğu istikametine düşen Bademağacı köyü ile Oba köyü arasında bir sınır teşkil eden Kadıini Mağarası’nda 1957 yılında Prof. Dr. Kılıç Kökten’in araştırma ve incelemeleri sonunda bulunan insan iskelet ve fosilleri bunu kesin olarak doğrulamaktadır. Bu kadar enginlere inen zengin bir tarihin mirasçısı Alanya’ mız, bulunduğu yer itibariyle de bazen Kilikia, bazen de Pamphylia topraklarından sayılmıştır. Tarih babası Herodotos, bu bölge için şunları yazar: “Bu bölgede yaşayanlar, Truva savaşı sonrasında (M.Ö.1820) buraya gelip yerleşirlerken, buradaki çeşitli kavimlerin gelenlere ev sahipliği yaptıkları bilinmektedir. Bu cümleden anlaşıldığı üzere, Hititlerin bu bölgeye kadar gelerek, M.Ö. XIV. yüzyılın ilk yarısında, altıbin kadar insanı öldürüp, Kilikia ve Pamphylia’yı kendilerine bağladıkları görülür. Pamphylia, “çok ırklı, çok cinsli” anlamına gelen bir sözcüktür. İlçemiz topraklarının verimliliği, ormanların sıklığı, sahil şeridine aşılması güç bir set çeken Torosların sarp yamaçları, bu yöreden gelip geçenlerin dikkatini çekerek, bir çoğunu bu güzel beldede alıkoymuştur. Bunun böyle olduğunu bugün de görmüyor muyuz ? Sanırım gelecek yıllarda yerli Alanyalı hemşehrilerimizi, ancak aramakla bulabileceğiz.

webalanya42

webalanya43

Bu yörelere tam anlamıyla hakim olan Romalı’ lar, Cesar’ın ölümünden sonra Kilikia yöresini Antonius’un yönetimine verirler. O devirde dünyaya güzelliği ile ün salan Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın bir Akdeniz turnesine çıktığı zaman, Antonius’la karşılaşır. Birbirlerine aşık olan Kleopatra ve Antonius, evlenirler. Antonius, evlilik hediyesi olarak, Coracesium (Alanya)’u Kleopatra’ya verir.

Kleopatra’nın, o devirde adı Coracesium olan Alanya’nın kıyı şeridine kadar uzanan sedir ve çam ormanlarını kestirerek, donanmasına gemi yapımında kullanılmak üzere, Mısır’a taşıttığı bilinmektedir. Kleopatra ve Antonius’un yaşantılarını çekemeyen Roma’daki rakibi Oktavius, bunlara harp ilân eder. Bu sırada Kleopatra ve Antonius Yunanistan’dadırlar. Burada Oktavius’un büyük bir saldırısına uğrayan aşıklar, İskenderiye önlerine kadar kaçarlar. İlk önce yakalanacağını anlayan Antonius, daha sonra da Kleopatra intihar ederler. Pompeius tarafından korsanların temizlenmesi sırasında yakılıp yıkılan yerler, tekrar Romalı’ lar tarafından en iyi şekilde yeni baştan imar edilir. Bunun en güzel örneklerini, iç kalede ve Cilvarda Burnu üzerindeki kiliselerle Mahmutlar Kasabası’ndaki ve Kargıcak Köyü yakınlarındaki Asarlık kiliselerini gösterebiliriz.


Romalı’ lar tarafından tekrar inşa edilmesinden sonra M.S. VII. yüzyıla kadar önemini koruyan Coracesium (Alanya), bu tarihten sonra Arap’ların saldırıları başlayınca, önemini daha da arttırmıştır. Bizanslı’ lar döneminde “güzel dağ” anlamına gelen Kolonoros adını alır. Eski ismi olan Coracesium’un da “gökkarga” anlamına geldiği ve burada oturanlara da “gökkargalılar” denildiği söylenir. Gökkarga, eskilerde Alanya’da sık görülen bir kuş türüdür. çok çeşitli renklerle güzel bir görünüme sahip olan bu kuşu, bugün seyrek de olsa çamyolu ve Mahmutlar yörelerinde görmek mümkündür.

M.Ö. 224-188 yılları arasında bütün Kilikia Büyük Antiochus tarafından istila edildiği halde, Coresium’un kuşatılması ve alınmasının zorluğu nedeniyle, istiklâlini muhafaza eder. Hatta Corecesium Suriye Krallığı’na kafa tutacak kadar ileri gidince, denize açılıp o zamanlarda kolay kazanç yolu olan korsanlığa başlıyorlar. Bu dönemde Coracesium istiklâlini muhafaza etmekle beraber, Yunan medeniyetinin tesiri altında kalmıştır. Fallüs ve göz yaşı çanaklarının Syedra’daki kilise mıntıkasında çok bulunması, bu düşünceyi kanıtlamaktadır. Coracesium, Tryphon adlı bir korsan reisinin elinde, çevresine korku saçan bir yer haline gelmiştir. Hatta bu korsan reisi, kendisini daha da güçlendirmek için, şimdiki Arap evliyasının bulunduğu yerden Ehmedek’e kadar olan kısmına harçsız iri taşlarla kalın bir duvar çektirmiştir. Bu azılı korsan reisi, şimdiki Kızlar Yarığı veya Korsanlar Mağarası dediğimiz bu tabii mağarayı soygun deposu olarak kullanmıştır. Ayrıca şimdiki Damlataş Mağarası ile Belediye sarayı arasını yardırarak, Alanya kalesini -Coracesium’u – bir ada haline getirdiği rivayet edilmektedir. O devirde güçlü bir devlet olan Roma İmparatorluğu’nun kıyı şeritlerine kadar sızıp zenginlerden fidye alarak, tanınmış kişilerin kızlarını kaçırarak çevrelerini haraca bağlayacak kadar ileri gitme cesaretinde idiler. Bu durumdan dolayı hiç kimse Akdeniz’e açılamaz, bu yüzden de Roma şehri yiyecek yönünden büyük sıkıntılara düşer. Halkın bu sıkıntılardan bir an önce kurtulması düşüncesiyle M.Ö.139 yılında Antiochus tarafından açılan bir savaş sonrasında bu güçlü ve azılı korsan reisi yok edilir. Zamanla tekrar güçlenen korsanlar, Akdeniz’de korku saçmaya başlayınca, bu kez kesin bir sonuç almak için, Roma İmparatorluğu geniş yetkilerle bu kez Antonius’u görevlendirir. (M.Ö.103) Antonius’un imparatorluk sınırlarını genişletmesine rağmen, her geçen gün tekrar eski güçlerine ulaşmaya çalışan korsanlar, Akdeniz kıyı şeridindeki birçok şehir ve kasabayı yağmaya devam etmişlerdir. Korsanlar daha da ileri giderek, kendilerini yok etmek için görevlendirilen Antonius’un kızını da kaçırarak Romalı’ ları çileden çıkarmışlardır. Soygunların, fidyelerin ve kız kaçırmalarının mutlaka sona erdirilmesi gerektiğine inanan Roma İmparatorluğu, bu kez ordunun güçlü komutanlarından Pompeus’u görevlendirir. Bu komutan, karadan ve denizden yaptığı amansız saldırılarla, yıllardır Akdeniz’e korku saçan korsanları bir daha güçlenemeyecek şekilde ortadan siler.


0
Baglanıyor
Lütfen bekleyin...
Mesajı gönder

Maalesef şu anda çevrimiçi değiliz. Mesaj bırakırsanız size geri döneriz..

* İsminiz
E-Posta adresiniz
* Telefon
* Konu/Emlak No
* Mesaj / Sorunuzu açıklayın
CANLI DESTEK BAŞLAT

Hoşgeldiniz !

Daha fazla bilgiye mi ihtiyacınız var? Canlı destek başlatarak zamandan kazanın.

* İsminiz
* Mesaj / Sorunuzu açıklayın
Canlı destek - Çevrimiçiyiz !
Değerlendirme

Sizlere daha iyi hizmet verebilmemize yardımcı olun! Lütfen verilen hizmeti değerlendirin.

Vermiş olduğumuz hizmete nasıl puan veriyorsunuz?